Adam "bitki uzmanı"... Nerede okunur, nasıl yapılır bu uzmanlık bilmiyorum ama onca kürsü başkanları, üniversite görevlileri, bilim adamları durup duruyorken, televizyonlar bu gibileri tercih ettiğine, sunucu ve seyirciler her hitaplarında, kulağımıza gözümüze "hocam" kelimesini soktuklarına göre, bir yerlerden ve muhakkak, geçerli "yeterlilik" belgeleri var diye umuyorum!
Seyircinin ellerinde uyuşma, karıncalanması varmış, boyun fıtığı araştırılmış çıkmamış, ne yapsınmış, hangi bitkiyi kullansınmış. Hazret bir bitki söylese, takılmayıp geçmeye hazırlanıyorken, o ne? "T.... jel" kullanması gerektiğini söylüyor, tabii neresine süreceğini de es geçerek!
Be adam doktor falan değilsin, hadi ellerde uyuşma, karıncalanmayla giden tabloları bilmiyorsun ve hiç haddin olmadığı halde antienflamatuar jel önereceksin, bari firma adını söyleme de haksız rekabete sebep olma, bari programda çiğnenmemiş "bir" etik kural kalsın!
........
Sabah arabamla işe yetişmeye çalışıyorum, trafik sıkışık, adım adım ilerliyoruz. Arkamda bir polis otosu, megafonla "bayan.... " birşeyler söylüyor. Anlayamıyorum, radyo açık, kapatıyorum, Yağmur yağıyor... Kuralları gözden geçiriyorum, yanlış bir şey yapmamışım, yapmıyorum, dört şeritli yolda en sağdayım, daha sağa geçip yol verecek halim de yok!
"Bayan... " , tekrar birşeyler söylüyor, anlamıyorum, yağmur fena yağıyor, pencereyi açıyorum, ıslanmaya başlıyorum, soluma geçip ilerliyor, yaklaşınca o da penceresini açıyor " bu araba kaç model?" diye soruyor. Şaşırıyorum, sorusunun cevabından önce "hayırdır memur bey, bir şey mi oldu?" diye soruyorum. Polis memuru çözülüyor "hayır abla, merak ettim, bunların piyasası kaç, ben de alıcam da !". Kopuyorum. Pencereden pencereye muhabbet ediyoruz bir süre... O gün her şey güzel geçiyor, aklıma geldikçe gülüyorum...
....
İşim geç bitiyor o akşam, hani neredeyse geceye kalıyorum. Saat sekizi geçmiş, ben Mahmutbey caddesinde sağanak yağmur ve fırtına altında minibüs bekliyorum. Yirmi dakikada bir geçen minibüs, beni almadan hızla gidiyor sol şeritten. İleride kırmızı ışıklar var, orada takılsın diye dua ederek fırlıyorum peşinden. Işıklarda yakalayıp biniyorum, sırılsıklam... "Teşekkür ederim, sayenizde akşam sporumu da yapmış oldum" diyorum. Şoför perişan halime bakıp üzülüyor ki, "orada genelde durmayız, ışıklara yakın bekleyin bir dahakine" diye özür mahiyetinde bir şeyler geveliyor, olabildiğince müşfik ... Bir süre sonra kimse kalmıyor, ben ve şoförden başka, daha epey yolumuz var. Adam sorular sormaya başlıyor, "nerede ineceksin?" "son durak" "tekrar binmen gerekecek oradan da""evet, otobüsle devam edicem" "çalışıyor musun?" "evet" "bu saatte işten mi?" "evet" "ya çekilir şey mi abla, özellikle bir kadın için, bu saate kadar çalış, hadi biz çekiyoruz, erkek halimizle biz bile bıktık.. allah sabır versin!" "n'apıcaksınız öyle işte..". Son durakta iyi akşamlar dileyip inmeye davranıyorum, adam "abla dur bi dakka " diyor, "al şunu!"... Elinde minibüs ücreti, iade ediyor... "Aa, neden yapıyorsunuz bunu, nereden nereye geldim, bu yağmurda üstelik. Çok teşekkür ederim,kesinlikle hak ettiğiniz bir para bu sizin" "biliyorum abla, bugün de bizden olsun, üç kuruş için bu saatlere kadar çalışıyorsun, yazık valla"... Paranın iadesi odaklı küçük bir çekişme yaşıyoruz, sonunda dayanamayıp alıyor, teşekkür edip iniyorum.
O akşam yeryüzünde en az iki kişi kendisini çok iyi hissediyor, biliyorum. Değer verilmek kadar, diğerkam olmak da güzel şey...